Perşembe, Şubat 10

9 günde interail macerası vol1


Paris' varış


Paris' varış

Tüm dertlerin ardından nihayet Basel'den Paris'e doğru giden trenin içinde, keyifle etrafa bakıyorduk. Paris'e yaklaşırken çok mutluydum, bir çılgınlık yapmış ve iki arkadaş sadece 10 gün önce interrrail yapmaya karar vermiş ve şimdi yoldaydık. Geziyi planlarken "google earth" açıp buraya gidelim şuraya gidelim diye kararlaştırdık gideceğimiz yerleri.  Planımız Paris’te 3-4 gün kaldıktan sonra sırasıyla: Bretagne'de St. Malo, Valley du Loire'da Chenonceau şatosu, ardından Barcelona'da geçilecek 3 gün ve dönüş olarak planladık. Vizeyi İsviçreden almak daha kolay olduğu için geziyi Basel’den başlattık.

Titiz bir şekilde çalışarak tüm trenlerimizi ve otellerimizi belirledik. Tren saatleri, numaraları ve güzergahları  her tren şirketinin kendi sitesinden bulunabilinir. (Fransa için http://www.sncf.com/, İspanya için http://www.renfe.com/). Trenler burada yazılı olan saatlerine oldukça sadık. Otellerimizi ise http://www.hihostels.com/http://www.booking.com/ , http://www.hostelbookers.com/ sitelerinden yararlanarak bulduk. Rotamızı ve tüm kalacak yerlerimizi önceden ayarlamış olmamız, sadece 10 gün süren maceramızda bize hız ve konfor sağladı.

Yolculuğa 29 Haziran saat 23,30da Ankara'dan başladık. Sonrası ise bin türlü koşuşturmaca: Tek bir gün içersinde 3 şehir değiştirip, havalimanında saatler geçirdik ve 30 Haziran saat 13.30’da Basel’e varabildik!

Biz 3 ülkeye gideceğimizden ötürü biz 10 günlük Global Pass interrail bileti aldık fakat bu biletlerin hızlı tren (TGV) ve gece trenlerinde kullanılabilmesi için ayrıca rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Ne yazık ki, Türkiye'den bunu yapmamızın bir olanağı yok. Ne TCDD görevlileri konuyu biliyor, ne de internetten ayarlamak mümkün. Bizde sağdan soldan duyduklarımızla bu rezervasyon olayının çok da gerekli olmadığı sonucunu çıkarmıştık. Hatta popüler bir sözlük sitesinde, Fransız kondüktörlerin Fransızcadan başka dil konuşmadığından , rahatlıkla durumu idare edebileceğimiz yazılıydı. Ayrıca
trenden atacaklarını düşünmediğimizden, 8-10 Euroluk cezayı göze aldık. 

İlk trenmiz olan,  Paris treninde kondüktör beliriverdi başımızda. Tiyatromuz hazırdı, interrail biletlerimizi gösterdik, ardından yapılan fransızca açıklamaları da alık alık bakarak dinledik. Anlamadığımızı fark eden kondükter bu sefer ingilizce olarak hem de gayet düzgün bir biçimde kendi ifade ederek, ceza vermemiz gerektiğini söyledi. Bu denli net açıklamları duyunca zaten gözden çıkardığımız bi meblağ olduğu için cezayı ödemeye karar verdik. Derken kendi aramızda konuştuğumuz dili duyan kondüktör, Türk olup olmadığımızı sordu. Biz onaylayınca, kendisinin de tatilini Antalya’da geçirdiğini söyleyip “Merabağ, selamin aleküm” gibi şeyler geveledi ve geçirdiği güzel tatilin hatırına bizden iki kişi yerine bir kişi cezası aldı.(10 Euro) 

Paris’e akşam 19,30 gibi vardık. Bu arada isterseniz elbet TGV olmayan normal tarifede trenler var fakat çok dolaşıyorlar ve 5 saatlik yol 8 hatta 13 saate kadar çıkabiliyor.

Sacre coeur yakınlarındaki  otelimize yerleştikten sonra 3 gün o otelde kalamayacağımızı fark ettik. Otel Barbes-Rochechouart Metro istasyonun hemen yanındaydı, hiç gitmedim ama harlem de kesin öyle bir yerdir. Hele ki otel odasının sadece incecik bir sürgüsü olan tahta kapısı bana hiç güven vermedi. Bu ilk deneyimden çeşitli booking sitelerindeki fotoğraflara kesinle inanmamak gerektiğini ve katta bir tane diye ifade edilen tuvalettin gerçekten katta sadece bir tane olan klozet olabileceğini öğrendim. Sırt çantalarımızı bıraktıktan sonra diğer gecelerimizi geçirmek için daha önceden rezervasyon yaptırdığım ama sonra vazgeçtiğimiz bir gençlik hosteline gitmeye karar verdik. Diğer Hostel fiyatı daha fazla olmasına rağmen Louvre’ın çok yakınlarında, kahvaltı servisi de mevcut ve oldukça temiz. Sitesi: http://www.bvjhotel.com/ . Kalmak için önceden mail atmanız gerekiyor. Fiyatı az öncede söylediğim gibi fazla fakat her yere yakın olması sebebiyle ulaşım rahat, her yana yürünüyor. Diğer geceleri sağlama aldıktan sonra şöle bi akşam Paris’i gezelim dedik. Akşamla gündüz arasında belirgin bir fark yok bence Paris’te . Saat 11de hava kararana dek ve karardıktan sonra dahi her yan cıvıl cıvıldı. Akşam yemeğimizi yakınlardaki bir İtalyan restorantında yedik ve ikinci “siz Türk müsünüz” sorumuzu duyduk. Türk kökenli garson kız sadece iki kadın olarak böyle bir geziye çıkmamızdan epey etkilendi, ülkemin kızları artık ne cesur gibi bir şey söyledi. Hoşuma gitti tabi. Yola çıktığımız zaman hiçbir şey imkânsız ya da zor görünmüyordu gözümde. O kâğıtlara yaptığımız bütün planların tutacağını ve sorunsuz keyifli bir gezi yapacağımıza dair inancım tamdı. Hiç tren kaçıracağımız, kimi zaman yer bulamayacağımız, zor ve müşkül durumlardan sadece şansla kurtulacağımızdan haberim yoktu. Neticede bugüne dek annesiyle gezmiş bir insandım ben. 
Keyifli akşam yemeğinden sonra Sacre Coeur ‘e gitmeye ve meşhur bohem mekânı Montmartre ‘ı görmeye karar verdik. Biz vardığımızda hava tamamen kararmıştı, insanlar Paris’in bu en yüksek yerinde merdivenlere serilmiş şarap içiyorlar ve manzarayı seyrediyorlardı. Eskiden Druidlerin kutsal mekânı olan Montmartre ‘a yapılan Sacre Coeur Prusya savaşında ölen Fransız askerleri anısına yapılmış bir bazilika. Vakit epey geç olduğu için içini göremedik ama zaten bugüne kadar yeterince katedral içi gördüğümü düşündüğümden ve de mimari bilgim olmadığından büyük bir kayıp hissetmedim. Biz de bir merdivene oturduk, şarabımız olmadığı için biraz hayıflandık. Muhteşem manzarı seyre dalmışken altı mor neon ışıklarla aydınlatılmış beyaz renkli BMW’den gelen yüksek sesli Fransızca hip-hop müziğini duyunca artık gitme vaktinin geldiğini hissettik. Apaçi saçlarıyla ülkemizi yeterince temsil ettiğini düşündüğüm beyaz BMW ‘li gençleri kendi haline bırakıp, otele geri döndük. Ertesi gün alelacele toplanıp yanımızda getirdiğimiz peynir ve ekmekle kahvaltımızı yaptık.  Diğer Hostel’e gidip eşyalarımızı bıraktık ve dolaşmaya çıktık.
Devamı vol2'de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder